Hz. Muhammed(s.a.v)
'beşinci ve altıncı yüzyıllarda yeryüzü bir anarşi yuvası halini almış bütün insanlık korkunç bir uçurumun kenarına kadar sürüklenmişti. çünkü bu yüzyılda medeniyetin tek dayanağı olan inanç sistemleri yıkılmış, bunları ayakta tutacak sağlam bir dayanak kalmamıştı.dört bin seneden beri süregelen büyük bir medeniyet ve onun sosyal prensipleri gevşeme ve bozulmanın zirvesine ulaşmıştı.insanlık neredeyse ilkel çağlara taş çıkaracak şekilde gerilemiş ve vahşileşmişti. milletler sürekli birbirleriyle savaşıyorlar, babalar kız çocuklarını boğazlıyor, kan davalarının sonu gelmiyordu. fakirler yiyecek bulamıyordu, yetimlerin mallarına el koyuluyor daha sonra onlar kapıya atılıyordu, köleler hiç bir zaman insan sınıfına koyulmuyordu. insanlar gece baskınlarıyla uyanmaktan artık uyumuyordular. eşkiyalık her yerde cirit atıyordu...insanların bağlanacağı hiçbir nizam kanun dayanak kalmamıştı.hristiyan kanunları birliktelik yerine ayrılık ve kargaşa getiriyordu. medeniyet ağacı çürümüş ve nerdeyse yıkılmak üzereydi. işte bütün evren bu fesad ve kargaşa içinde yüzerken dünyaya bir çocuk geldi...
o çocuk büyüyünce vahşilik herkesi deli'ye çılgına çevirdiği, her kılıcın kan döktüğü bedele kan karşılığının verildiği, intikam çılgınlığının ve batıl kısır döngünün kana susamış olduğu zamanda kılıçları sakinleştirecek ve insanlara sevgi kılcıyla affetmenin erdemini öğretecektir.o ki birisinden uzun sure haber çıkmadığında 'acaba dostumuz bugün bizi niye hatırlamadı?' deyip rahatsızlandığını anlayıp ziyaretine gidecektir.(marx hayatında bu erdeme ulaşmış mı?ya da engels olmadı hegel) o gücünün doruk noktasında, mekke'yi aldığında onlara 20 yıl boyunca işkence,boykot eden, ticarette bulunmayan,su yollarını pisleten, konuşmayan, canlarını yakan hatta öldüren insanları, etrafında onbinlerce müminle kureyş'ten intikam almak istediği anda bunu yapabilecek sayıda insanla, ki o kadar kötülük eden insanlar olmasına rağmen kureyşlilere(içlerinde ebu süfyan, hz. hamza'nın(peygamberin amcası) ciğerini yiyen hind, ve onları sürgün eden,mallarına el koyan nice insanlar vardır) ''gidin hepiniz serbestsiniz'' diyecek kadar yüce bir insandır.ki bu insan 10 yıldan az bir sure içerisinde 65 savaş gerçekleştiren bir insandır. buda'nın kalbi o'nun kalbi yanında kömür kadar katran karasıdır.
o hiçbir zaman kendini diğer insanlardan ayrı düşünmemiştir. hendek savaşı için kazılan hendekte kazma ile kazmış ve taş taşımıştır. o'nun davranışlarındaki şaşırtıcı şey halkın gördüğünden daha küçük görünmeye çalışmasıdır.konuşmaları,tavırları,yaşam tarzı onun ben normal beşerim mesajları yollamaktadır. ancak o insanların en şereflisiydi. mütevazilik bu kadar olur dedirtir aklı başında insanlara.bu durum ibni said'e şu sözleri söyletmiştir 'ateşkedeler sönüyor,ve çöküyor kisra sarayı''
aslında o putperestliğin eteğinde büyüyor.ama hiçbir zaman putların önünde eğilmiyor.ki bu putların koruyucusu dedesi abdulmuttalib'dir.bu çocuk işte bu adamın yanında büyüyor.ancak hiç kirlenmiyor.sonra büyüyor çoban oluyor.hem de ne çoban. hiçbir koyuna bir şey olmuyor diğerlerininkiler çalınıyor veya kayboluyorken.işte bu çobanlığı sırasında şehrin gürültüsünden uzak duruyor tek başına çöllerde ve sahralarda dolanıyor. kelimenin tam anlamıyla kendisini sürüsüne feda ediyor. 'koyun gibi çenelerini toprağa sürüp otlamaktan başka hiçbir şeyden anlamayan bir kavim' için çile çekmeyi,işkenceler göğüs germeyi işte bu çobanlık zamanında öğreniyor.yalnızlığı ve tek başına yaşamayı burada öğreniyor.hiç platon okulunda böyle ders verilmiş midir acaba?ilk zor tecrübesini şam'a amcasıyla giderken yaşıyor. açlık ve sıkıntı çekiyor.bu yetim 6 yaşında annesini kaybetmiş.babası daha o doğmadan ölmüştü. 8 yaşındayken koruyucusu sevecen dedesi ölüyor. tek yakını amcası kalıyor. o da zaten fakirdir. işte bu şekilde sorumluluğu o yaşta öğreniyor bu delikanlı.
ta ki 25 yaşına kadar fakir yaşıyor.o yaşta hz. hatice(r.a) ile evleniyor hz. resul maddi olarak rahata eriyor. allah(c.c) bu kadına öyle mükafat veriyor ki bu mükafat kolay kolay kimseye verilmez. seçkin 4 kadından bir tanesi oluyor. seçkin 4 kadından birisi olan hz. fatıma(r.a)nın da annesi oluyor. bu ne güzel mükafat.daha sonra kabe'nin korunması ile ilgili olay olduğunda herkes tekrar birbirine düşmüştü. son taşı kim koyacak tartışılıyordu.o sıra birisi dedi ki ilk bizim yanımıza gelen karar versin buna.bu sırada resulullah ufukta görünür. herkesin yüzü güler bir anda. bu genç delikanlıyı gören herkes bu emin(güvenilir) muhammed'dir. o kimseye haksızlık etmez demişlerdi. işte böyle bir ahlakla adı 'emin' olan bir insandı o. hiç yalan söylediği duyulmamıştır. zaten tarih kitaplarında peygamberliğine kadar sadece emin olarak geçmektedir adı. işte tarih bile ona emin demişken bize ne oluyorda ona iftiralar atıyoruz.
tarih kitapları diyor ki o dönem 4 dahi vardı.ancak arasında hz. resul yoktu. yahudi ve hristiyan bilginlerinin adı sıralanıyordu.içlerinde hz resulun ismi geçmiyordu. putları yeren, kureyş dinine muhalif isimlerin listesinde onun ismi yoktu.kamil denilen okuma yazma bilenler arasında onun adı yoktu. din kitaplarıyla ilgilenen ve okuyan 7 kişi ancak aralarında o yoktu.o'nun adı sadece emin olarak geçiyor. sevecenlikten,doğruluktan yanadır.siyasal ve sosyolojik bir üne sahip değildir.o'nun ünü güvenilirliğinden.o'nda görülen şey ne güçlü dimağ,ne edebiyat, ne bilim,ne eğitim sertifikası,ne sanat ustası, ne filozof mantığı ne güç ne paradır. o onların üstünde bir güç sahibidir. o peygamberdir çünkü.o koyu bir vicdandır.
işte hz resul tarihi belgelere göre putlar karşısında hiç tapınmadı, hiç bir dini törene katılmadı. yine kimse onun putlara karşı alaycı tavrını görmedi, hiç onları tenkit ettiği, yerdiği duyulmuyor.40 yaşına geldiğinde ilk vahiyden sonra o en sert sekilde putlara karşı tavır alıyor ki sanki içinde bir devrim oluyor.o zamana kadar putlara karşı bir tavrı olmayan insanın bir anda böyle ağır şekilde eleştirmeye başlaması toplumda soğuk duş etkisi yaratıyor.her insan olgunlaşmak için toplumdan kaçarken o bunun tersine toplumun içinde olgunlaşmış, pişmişti.
unutulmaması gereken şey o'nun okuma yazma bilmiyor olması.hiç öğretmeni olmadı.ne bir şiir yazdı ne de bir kitap okudu. 40 yaşındaki devrim normal bir devrim değildi aslında. eğitimsiz olmasına rağmen öyle şeyler söylüyordu ki o dönemin edebitayçılarının ağzı açık kalıyordu. o'nu anlayamayanlar ona şair diyordu.sonra vaz geçiyorlar. mecnun diyordular.ama o ikisi de değildi. o'nun sözlerinin sahibi kendisi değildi. anlatım tarzı edebiyatların çok üstündeydi. ayetler indikçe arap edebiyatı tüm edebiyatları toplasa onun gibi şaheser göremeyecekti. zaten kur'an diyordu ki kolaysa ayetlerimizin bir tanesine benzer bir tane de siz yazın. ancak çıt çıkmıyordu. dillerini yutmuşa dönüyordu.işte bu insan sözleri bize iletiyordu.daha önce duyulmamış sözler.
artık zengindir kendisi. ama fazla sürmez bu zenginliği.hepsini harcıyor davası yolunda. işkence gören müslüman köleleri serbest bırakmak için parasını son kuruşuna kadar harcıyor.'burjuva' tabiri onu nitelemiyor. o zaten hiç burjuva olmamıştır. parayı görünce yatmamıştır.onun evinde bir sandalye yatak ve hasır vardı öldüğünde. yatağı da kuş tüyü değildi.tahta denecek kadar ince bir yatağı vardı.para derdiyle hiç bir zaman geri adım atmadı.(untulmamalı o devlet reisi olmuştu) zaten kuran diyor ki: sen onlardan bir ücret istememene rağmen neden senden sırt çeviriyorlar.o artık olağan üstü fikir mektebinin temellerini atıyordur. ileride toplumdaki inkılabın alt yapsını oluşturuyor.
işte bir gün hira mektebinden(yani dağından) inerken bir ses geliyor 'oku!' sahifeler gösteriliyor.o diyor ki ben okuma bilmem.sesin sahibi bu sefer onu sıkıca kavrıyor ve 'oku' diyor.o diyor ki okuma yazma bilmezken nasıl okuyayım.ve o ses bir kez daha diyor 'oku!'.yaradan rabbinin adıyla.o insanı bir alaktan(kan pıhtısı) yarattı.oku rabbin en büyük kerem sahibidir.o kalemle yazmayı öğretti, insana bilmediğini öğretti.(alak 1-5)işte devrim başlamıştı.
bu öyle bir devrim ki insanlar cevap verememekte, şoke olmakta.o öyle bir devrim ki adı islam. o öyle bir devrim ki kız çocukları artık diri diri gömülmeyecek, yetimin malı gaspedilmeyecek, işçi teri kurumadan parasını alacak, hırsızlık yerle bir olacak, arabistan'dan bizans'a kadar yollarda hiç bir korsanlık olayı görülmeyecek.içki, kumar sanki yokmuş gibi bir hayat yaşanılacak.kadınlar artık mal mülk edinme hakkına, oy kullanma hakkına sahip olacak.bu devrimi gerçekleştirdikten sonra bile bunu ben yaptım demiyor. mütevazilik değil.görev şuuru.bu dava kendisinin değil allah'ındır diyor.zafer kendisinin değil allah'ın demekte. marx gibi ben yaptım, engels gibi benim eserim dememiştir hiçbir zaman.devlet adamlığında adalet yerine oturmuş. fethedilen yerler hiçbir zaman yağmalanmamış.kimseye iftira atılmayacaktır.eygamber efendimiz bir günde iki öğün sıcak yemek yememiştir. bazen aylarca evinde sıcak yemek bulunmazdı. sirke ile kuru ekmek yer ve “ne güzel nimet” buyururdu. hasır üzerinde yatar, uyandığı zaman vücudunda hasırın izleri belli olurdu. müslümanlar uyurken gece yarısı kalkıp namaz kılmak kendisine farzdı. kendisine iftar etmeden birkaç gün üst üste oruç tutmasına izin verilmiştir.
hz. resul insanlara karşı merhametli idi. kendisini her türlü kötülükten koruyan amcası hamza’yı öldürüp ciğerlerini yiyen hint’i ve katili vahşi'yi affetmiş, kendine hakaret edip, müslümanları öldürüp aç ve susuz yurtlarından kovan mekke müşriklerini,hayber'li yahudilerin hidayet bulmaları için onlara dua etmiştir.kendisini zehirlemeye çalışan yahudi kadını afetmiş , bir topluluk içinde kendisine karşı ağzı bozuk ve saygıdan uzak bir şekilde konuşan kadına karşı takındığı yumuşak ve seviyeli tutumu ile kadının hal ve hareketlerinin değişmesine sahip olmuş , çevresine gerektiğinde nükteler yapan , nisa suresini dinlerken gözyaşlarını tutamayan ," insanlara hizmet eden insanların efendisidir" buyurup ,halka gerektiğinde eliyle su dağıtan , kibirleden uzakişleri paylaşmayı seven ,evinde iken herkes gibi " ayakkabılarını tamir edip,elbiselerini dikip temizleyen kendi işini kendi gören ,koyunları sağan bir insandı hz. resul.savaş vakti bitkilerin kesimini yasaklamış, “yarın kıyamet kopacağını bilseniz ağaç dikin” buyurarak insanları ağaç dikmeye davet etmiştir.
peygamberimiz evlilikleri ile büyük bir merhamet örneği göstermiş, hayatının son senelerinde karşılıklı rıza ile fedakârlık göstererek müslüman hanımlara kol kanat germiştir. ayrıca bu evlilikler peygamber efendimizin hanımlarının kabilelerini de etkilemiş, onların kendiliğinden islam’a ısınıp kabul etmelerine vesile olmuştur.
selat ve selam olsun o kutlu resule,aline ve ashabına.
